• Anasayfa
  • Oruç - Fethullah Gülen Web Sitesi

Çalışma Hayatı, İşçiler ve Oruç

İslam'a göre; bir işçiye, onun gücünü aşan bir iş yüklememek gerekir. "Allah hiçbir kimseyi güç yetiremeyeceği bir şekilde yükümlü tutmaz." (Bakara, 2/286) ayet-i kerimesi, mü'minlere bu ilahî ahlakı öğretmekte ve -diğer manalarının yanında- insanlara ancak altından kalkabilecekleri işleri tahmil etmek gerektiğini de vurgulamaktadır. Peygamber Efendimiz, bu hususu da içeren bir hadis-i şerifte, Müslümanların işçilere nasıl bakması lazım geldiğini şu sözlerle ifade etmiştir: "İşçi kardeşleriniz sizin işlerinizi yapan kimselerdir. Allah onları ellerinizin altına verdi; dileseydi sizi onların eli altına sokabilirdi. Öyleyse, yanınızda işçi çalıştırıyorsanız, yediğinizden onlara da yedirin, giydiğinden giydirin. Onlara güçlerini aşan bir iş teklif etmeyin; eğer zor bir işi yapmalarını isterseniz, siz de onlara yardım edin!" (Müslim, İmân, 38, 40)

Fidye

Fidye, sürekli bulunan bir hastalık, yaşlılık, hamilelik veya çocuk emzirme gibi herhangi bir özürden dolayı oruç tutamayan kimselerin, tutmaları gereken her bir gün oruç için bir fakiri iki öğün doyuracak kadar yaptıkları yardımın ismidir.

Fıtır Sadakası

Gücü yeten her Müslümanın, Ramazan ayı içinde, ailesinde bulunan fertler sayısınca vermekle mükellef olduğu sadakaya “fıtır sadakası” denir. Halk arasında buna “fitre” de denilmektedir. Esasen Ramazan ayının bereketinden istifade etmek niyetiyle verilen fıtır sadakası Müslümanlar için önemli bir uhrevî kazançtır. Resûlullah Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) sadaka ve infakın mânevi bereketini anlatırken şöyle buyurmuştur:

“Allah, bir lokma ekmek, bir avuç hurma ve yoksulun faydalanacağı buna benzer basit bir şey vesilesiyle üç kişiyi Cennet’ine koyar: Sadakanın verilmesini emreden ev reisini, verilecek şeyi hazırlayan evin hanımını ve sadakayı yoksulun eline veren hizmetçiyi.”[1]

Fıtır sadakası verilmesi emri, hicretin ikinci yılında Ramazan orucunun farz kılınmasıyla birlikte gelmiştir. Efendimiz bir hadislerinde hür, köle, erkek, kadın her Müslüman adına fıtır sadakası verilmesi gerektiğini bildirmiştir.[2] Bu hadise dayanarak Şafiî, Malikî ve Hanbelî âlimleri fıtır sadakasının farz olduğunu söylemişlerdir. Hanefi mezhebine göre ise vaciptir.

Fıtır sadakasının hikmetleriyle alâkalı olarak İbn Abbâs (radıyallâhu anhümâ) şöyle der:

 “Allah Resûlü, fıtır sadakasını, oruç tutanı anlamsız ve çirkin davranışlardan temizlesin, fakirlere de yiyecek bir lokma olsun diye emretmiştir.”[3]

İbn Abbâs hazretlerinin bu değerlendirmesine göre fıtır sadakası, âdeta namazdaki sehiv secdesi gibidir; Ramazan ayı boyunca bilhassa oruç tutarken yapılan hata ve kusurların bağışlanmasına vesiledir.

Fıtır sadakası aynı zamanda sosyal dayanışmayı da temin eder. Muhtaç durumda olanlara, en azından bayram günlerinde ihtiyaçlarını karşılamaları ve bayramın neşesini çocuklarına da hissettirmelerini sağlaması açısından önemlidir.


[1]      et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 5/278; el-Hâkim, el-Müstedrek 4/149..

[2]      Buhârî, zekât 70, 71, 77, 78; Müslim, zekât 12, 13, 16.

[3]      Ebû Dâvûd, zekât 17; İbn Mâce, zekât 21.

Giriş

Tarihin ne kadar derinliklerine gidilirse gidilsin, bütün cemaat ve cemiyetlerde dinî bir düşüncenin varlığı müşahede edilir. Hatta en ilkel topluluklarda bile buna rastlamak mümkündür.

Arapça bir kelime olan din; yol, itaat, ceza veya mükâfat verme mânâlarına gelir. Kelimenin aslında olan her üç mânâ da dinin tarifi içinde vardır. O, bir yoldur, şehrahtır, ana caddedir. Onda Cenâb-ı Hakk’a itaat söz konusudur. Ve yine onda, itaat edene mükâfat, etmeyene de ceza vermek gibi bir müeyyide vardır.

Gösterişli İftar Programları

Soru: Son senelerde Ramazan-ı Şerif denilince gösterişli iftar sofraları ve şölen edalı programlar akla gelir oldu. Fakat Ramazan’la alâkalı bazı yazılarda biraz daha sükûnet, derinlik ve incelik ufku gösteriliyor. Kurbetimize vesile olması için Ramazan şölen gibi mi yaşanmalı yoksa sükûnet içinde içe dönük olarak mı?

Cevap: İnsan, şahsî hayatı adına gösterişsiz, âlâyişsiz, tevazu ve mahviyet içinde olmayı tercih etmelidir. Onu dışarıdan görenler, varsın yıkılıverecekmiş gibi görsünler. Ne var ki o, iç dünyası itibarıyla öyle bir mukavemet taşımalıdır ki –muhal farz– göklerin bir tabakası parçalanıp üzerine düşse, o yine de yerinde sabitkadem durabilmelidir. Hem ruhî yanı hem de latîfe-i Rabbaniyesi itibarıyla öyle sağlam durmalıdır. Bizim için esas olan budur. Sultan Ahmet’in, kendi adını verdiği cami yapılırken eteğinde taş taşıyarak, “Allahım! Ahmetçiğinin bu küçük hizmetini kabul buyur!” dediği gibi, biz de iç dünyamız itibarıyla fevkalâde mütevazi oluruz. Cihanları yerinden oynatacak çok önemli işlere vesile olsak bile nefsimize böyle bakarız. “Nefis cümleden ednâ, vazife cümleden âlâ!”[1] düşüncesi bizim için esastır. Şahsî hayatımız adına davranışlarımız hep bu yörüngede cereyan etmelidir.

Gufranla tüllenen ibadet: Oruç

Bu kitap, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 70’li yıllarda, üç ayların ve bilhassa Ramazan ve orucun mânâsını  ve hikmetlerini anlattığı vaazları esas alınarak derlenmiştir. Zaman zaman gözyaşları içinde verilen bu vaazlarda Hocaefendi, zihninde belirlediği bir silsileyi takip ederek dinleyicilerine üç aylar ve Ramazan’ın nasıl değerlendirileceğini, hakiki mânâda orucun nasıl tutulacağını anlatır.

Hadislerde Oruç

Kur’ân-ı Kerim pek çok meseleyi icmali olarak ele alır. Onları tafsil edecek olan ise Kur’ân’ın kendisine indirildiği Resûlullah’tır. Zira Kur’ân’ın kendisinden sonra onun en büyük müfessiri, Allah Resûlü’dür (sallallâhu aleyhi ve sellem). O, orucu bütün teferruatıyla ele almış ve nurlu beyanlarıyla bize anlatmıştır. Burada orucun farziyetine dair birkaç nebevî beyan zikrettikten sonra onun önem ve faziletiyle alâkalı Resûlullah’tan rivayet edilen bazı hadisleri nakletmeye çalışacağız. Resûlullah Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: 

İnanarak Oruç Tutmak

Soru: Bir hadis-i şerifte, مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ “Her kim inanarak ve karşılığını sırf Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır.”[1] buyruluyor. Buradaki “inanarak ve karşılığını sırf Allah’tan bekleyerek” ifadesini nasıl anlamalıyız?

Cevap: Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ), bu hadis-i şerifle, Ramazan’la gelen berekete tam inanan, ihlâs ve samimiyetle oruç tutup bu mübarek ayı ibadet ü taatle değerlendiren ve sevabını da yalnızca Allah’tan bekleyen mü’minlerin geçmişte işledikleri günahlarının affedileceğini müjdelemiştir.

Hadiste geçen  اِيمَانًاkelimesi, inanılması gerekli olan her şeye ve oruçla alâkalı dinî hükümlere kalbden inanmayı; orucun farz olduğuna, karşılığında büyük mükâfat bulunduğuna ve her şeyden öte rıza-i ilâhiye bir vesile teşkil ettiğine hiç tereddüde düşmeksizin iman etmeyi vurgulamaktadır.

İslâm’da Orucun Önemi

Oruç, Cenâb-ı Hakk’ın, mü’minleri mükellef tuttuğu önemli ibadetlerden biridir. Orucun Arapçadaki karşılığı olan “savm”, lügatte mutlak mânâda bir şeyi terkedip yapmamak anlamına gelir. Istılahta ise, oruç tutmaya ehil kişilerin, ibadet niyetiyle, fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar yeme, içme ve ailevî münasebetten uzak durmalarını ifade eder. Medine döneminde, hicretin ikinci yılı Şaban ayında farz kılınmıştır.

Kadir Gecesi

Ramazan ayının hususiyetlerinden birisi de içinde yer alan Kadir gecesidir. Bu geceye isim olan “kadir”, Türkçemizde kullandığımız “kadir” kelimesinden farklı değildir, kökeni de sigası da aynıdır. Yani bu gecede bir kadirşinaslık ruh ve mânâsı yer alır. Sanki bize, “O gecenin kadrini bilin ki kadriniz bilinsin!” denmektedir. Kadir gecesinin en önemli özelliği, insanlara ve cinlere iki cihan saadeti bahşeden, kâinat kitabının ezelî bir tercümesi olan yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim’in ilk olarak bu gecede dünya semasına nazil olmasıdır. Allah (celle celâluhu), Kadir sûresinde şöyle buyurur:

اِنَّٓا اَنْـزَلْنَاهُ ف۪ى لَيْلَةِ الْقَدْرِۚ ۝ وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِۜ ۝ لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍۜ ۝ تَـنَـزَّلُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ ف۪يهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۚ مِنْ كُلِّ اَمْرٍۙۛ ۝ سَلَامٌ۠ۛ هِىَ حَتّٰى مَطْلَعِ الْفَجْرِ

“Biz Kur’ân’ı Kadir gecesi indirdik. Bilir misin nedir Kadir gecesi? Bin aydan daha hayırlıdır Kadir gecesi! O gece Rab’lerinin izniyle Ruh ve melekler her türlü iş için iner de iner. Artık o gece bir esenliktir gider, tan yeri ağarıncaya kadar.”[1]

Kur’ân-ı Kerim’de Oruç

Oruç, Kur’ân-ı Kerim’in açık emriyle bütün mü’minlere farz kılınan bir ibadettir. Allah (celle celâluhu) Bakara sûresinde şöyle buyurmaktadır:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَـنُوا كُـتِبَ عَلَيْـكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُـتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَـبْلِـكُمْ لَعَلَّـكُمْ تَـتَّـقُونَۙ

 “Ey inananlar! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi (günahlardan) korunmanız için sizin üzerinize de oruç farz kılındı.”[1]

فَـمَـنْ شَهِدَ مِنْـكُمُ الشَّهْرَ فَلْـيَـصُمْهُۜ

 “İçinizde kim o aya (Ramazan) yetişirse oruç tutsun.”[2]

Âyetlerden açıkça anlaşıldığı üzere Ramazan ayına erişen her mü’min –eğer dinen geçerli bir mazerete sahip değilse– oruç tutmakla mükelleftir. Kur’ân-ı Kerim’de orucun farziyeti bildirilir ancak oruçla ilgili bütün hükümlere yer verilmez. Ana hükümler bildirildikten sonra diğerleri Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Sünnet’ine havale edilmiştir. Kur’ân’da oruç tutmakla ilgili hükümlerden bazıları şunlardır:

Oruç Tutamayanlar

اَيَّاماً مَعْدُودَاتٍۜ فَمَنْ كَانَ مِنْـكُمْ مَر۪يضاً اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَـرَۜ وَعَلَى الَّذ۪ينَ يُط۪يقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْك۪ينٍۜ فَمَنْ تَـطَوَّعَ خَـيْراً فَهُوَ خَـيْـرٌ لَـهُۜ وَاَنْ تَصُومُوا خَـيْرٌ لَـكُـمْ اِنْ كُـنْـتُمْ تَعْلَمُونَ

“Oruç günleri sayılıdır. Sizden biri hasta yahut yolcu olursa, tutamadığı günler kadar başka günlerde oruç tutar. Düşkünlüğünden yahut iyileşme ümidi olmayan bir hastalıktan dolayı oruca dayanamayanlar içinse bir fakiri doyuracak kadar fidye gerekir. Her kim kendiliğinden bir iyilik yapar da fazlasını verirse onun için daha hayırlıdır. Eğer bilseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”[3]

Oruç Gecesi Ailevî Münasebet

اُحِلَّ لَـكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ اِلٰى نِسَٓائِـكُمْۜ هُنَّ لِـبَاسٌ لَـكُمْ وَاَنْـتُمْ لِـبَاسٌ لَهُنَّۜ عَلِمَ اللهُ اَنَّــكُمْ كُـنْـتُمْ تَخْتَانُونَ اَنْـفُسَكُمْ فَـتَابَ عَلَيْـكُمْ وَعَفَا عَنْـكُمْۚ فَالْـٰٔنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْـتَـغُوا مَا كَـتَبَ اللهُ لَـكُمْۖ

“Oruç gecesi eşlerinizle münasebette bulunmanız size helâl kılındı. Onlar, sizin için günahtan koruyan bir elbise, siz de onlar için bir elbise hükmündesiniz. Allah, nefislerinize güvenemeyeceğinizi bildiği için tevbenizi kabul etti ve günahlarınızı bağışladı. Artık bundan böyle onlara yaklaşıp Allah’ın sizin için takdir buyurduğuna talip olabilirsiniz.”[4]

Oruca Başlama Vakti

وكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتّٰى يَـتَـبَـيَّنَ لَـكُمُ الْخَـيْطُ الْاَبْـيَـضُ مِنَ الْخَيْطِ الْاَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِۖ ثُمَّ اَتِـمُّوا الصِّيَامَ اِلَى الَّـيْلِۚ

“Şafak vaktine, günün ağarması gecenin karanlığından fark edilinceye kadar yiyin için. Sonra gece girinceye kadar orucu tamamlayın!”[5]

Orucun Kazası ve Tarihî Hakikati

Âyet-i kerimelerde oruçla ilgili bazı hükümler ele alınırken aynı zamanda onun tarihî hakikati, Ramazan ayının mahiyet ve önemi ve bu ibadeti yerine getirenlerin kazanacakları mertebeler gibi bazı konulara da değinilmiştir:

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذ۪ٓى اُنْـزِلَ ف۪يهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَـيِّـنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِۚ فَـمَـنْ شَهِدَ مِنْـكُمُ الشَّهْرَ فَلْـيَـصُمْهُۜ وَمَنْ كَانَ مَر۪يضاً اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَـرَۜ يُـر۪يدُ اللهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُـر۪يدُ بِـكُمُ الْعُسْرَۘ وَلِـتُـكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِـتُـكَـبِّـرُوا اللهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْ وَلَعَلَّـكُمْ تَـشْـكُرُونَ

“O Ramazan ayı ki insanlara doğru yolu gösteren, apaçık hidayet delillerini taşıyan ve hak ile batılın arasını ayıran Kur’ân, o ayda indirilmiştir. Kim bu aya erişirse orucunu tutsun. Bu ayda hasta olan veya yolda bulunan, tutamadığı günler kadar başka günlerde oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Ta ki güçlük çekmeden oruç günlerinizi tamamlayın, sizi doğru yola iletmesinden dolayı Allah’ı tekbir ve tazim edin. Böylece nimetlerine şükretmiş olursunuz.”[6] 

Orucun Mükâfatı

Oruç, Kur’ân-ı Kerim’de, güzel amellerin en büyüklerinden sayılmıştır. Cenâb-ı Hak, kendisinin razı olacağı, mağfiret ve büyük ecirle mükâfatlandıracağı kişileri sayarken, bunlardan birisinin de “oruç tutan erkeklerle, oruç tutan kadınlar” olduğunu bildirmiştir:

اِنَّ الْمُسْلِم۪ينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِـت۪ينَ وَالْقَانِـتَاتِ وَالصَّادِق۪ينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِـر۪ينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِع۪ينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّق۪ينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّٓائِم۪ينَ وَالصَّٓائِمَاتِ وَالْحَافِظ۪ينَ فُـرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِر۪ينَ اللهَ كَث۪يراً وَالذَّاكِرَاتِ اَعَدَّ اللهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْراً عَظ۪يماً

“Müslüman erkek ve kadınlar, mü’min erkek ve kadınlar, ibadet ü taatte daim ve kaim erkek ve kadınlar, özü sözü doğru erkek ve kadınlar, sabırlı erkek ve kadınlar, Hak karşısında saygıdan dolayı iki büklüm erkek ve kadınlar, hayır yolunda tasaddukta bulunan erkek ve kadınlar, oruç tutan erkek ve kadınlar, iffetlerini koruyan erkek ve kadınlar ile Allah’ı çok zikreden erkek ve kadınlara Allah, mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”[7]


[1] Bakara sûresi, 2/183.

[2] Bakara sûresi, 2/185.

[3] Bakara sûresi, 2/184.

[4] Bakara sûresi, 2/187.

[5] Bakara sûresi, 2/187.

[6] Bakara sûresi, 2/185.

[7] Ahzâb sûresi, 33/35.

Kurbet vesilesi Ramazan ve gerçek oruç

Fethullah Gülen: Kurbet vesilesi Ramazan ve gerçek oruç

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Ramazan ayını anlatırken “Ramazan senenin en nurlu, en içli, en tesirli, en lezzetli günleri ve ledünnî hayatımızın da en önemli bir iç dinamizmi olarak bütün benliğimize siner ve bize en uhrevî hazlar yaşatır.” der.

Bu Ramazan, nuru, bereketi ve uhrevi lezzetinin yanı sıra bizim için bir de sürprizle geldi. Aylardır sohbet etmeyen muhterem Hocamız, yarım saat kadar hasbihalde bulundu.

Tevazu ve mahviyet konusuna birkaç cümleyle değinen Hocaefendi, daha sonra İslam aleminin ve müslümanların içinde bulundukları acı tabloya dikkat çekip mevcut atmosferden sıyrılmak ve Allah’a yaklaşmak için Ramazan ayının çok önemli bir vesile olduğunu anlattı.

Ramazan-ı Şerif’ten beklenen neticeyi elde edebilmesi için, insanın, yeme-içmeden kendisini alıkoyduğu gibi, faydasız işlerden, kötü sözlerden ve çirkin düşüncelerden de uzak tutması lazım geldiğini; bu suretle ağzına ve batnına oruç tutturduğu gibi, –tabiri diğerle– yeme-içmeden kendisini kestiği gibi, her zaman mahzurlu olan şeylere karşı da kapanması, hatta mahzuru olmasa bile yararsız şeylere yanaşmaması.. böylece, eskilerin tabiriyle, bütün âzâ u cevârihine oruç tutturması ve havâss-ı zahire ve bâtınasına oruç lezzetini tattırması gerektiğini vurguladı. Aksi halde, insanın, şu mealdeki hadis-i şerifin tehdit sınırlarına girmesinin söz konusu olacağını belirtti: “Nice oruç tutanlar vardır ki, yemeden içmeden kesilmeleri onların yanına açlık ve susuzluktan başka kâr bırakmaz.”

Muhterem Hocaefendi, orucun en güzelinin, mideyle beraber bütün duygulara; göz, kulak, kalb, hayal ve fikre, yani bütün cihazât-ı insaniyeye oruç tutturmak suretiyle eda edileni olduğunu söyledi. Hak dostlarının orucu üçe ayırdıklarına; avam, havas ve ehassu’l-havassa ait olan orucun özelliklerine değindi.

Oruç tutma bakımından aralarındaki farkı şu şekilde ortaya koydu: Avam, sadece midesine oruç tutturan sıradan insanlar; havass, midesiyle beraber el, dil, göz ve kulak gibi azalarına da Ramazan ayının bereket ve feyzini tattıran seçkin kullar; ehassu’l-havass ise, kalb, hayal ve fikirlerini dahi dergâh-ı ilahiyede güzel görülmeyen yabancı şeylerden uzak tutarak seçkinler arasında da hususi bir yere sahip olan müttakîlerdir.

Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) “Oruçlu bir kimse yalan ve yalancılıkla iş yapmayı terk etmezse, yeme-içmeyi bırakıp aç durmasına Allah’ın ihtiyacı ve o orucun da Allah nezdinde hiçbir kıymeti yoktur.” hadis-i şerifine de işarette bulunan Hocaefendi, başkaları ne yaparsa yapsın ve nasıl davranırsa davransın, Kur’an talebelerinin ve Hizmet gönüllülerinin Ramazan ayını tam bir kurbet vesilesi olarak değerlendirmeleri gerektiğini ifade etti. Bunun için de sevenlerini gıybet, yalan ve iftira gibi günahlara katiyen bulaşmamaya; kendileriyle beraber bütün müminlerin ıslahı ve hidayeti için bol bol dua etmeye çağırdı.

Yaklaşık yarım saatlik sohbeti hürmetle sunuyor; Ramazan-ı Şerif’in ülkemiz, milletimiz ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyor; dualarınızı istirham ediyoruz.

Hem sizi daha fazla bekletmeme hem de mescide koşup ilk teravihi cemaatle kılabilme telaş ve acelesiyle yazdığımız bu özet sadece fikir vermek içindir; bu sohbet, Ramazan-ı Şerife girerken herkesçe hatırda tutulması gereken çok önemli tembihler içermektedir.

Oruç - beden - ruh ilişkisi

İnsan, ruhla cesetten mürekkep bir varlıktır. Ruhun olmadığı ceset bir mânâ ifade etmediği gibi, cesedin olmadığı ruh da –teklif dünyası adına– çok fazla bir şey ifade etmez. İnsan, yiyip içtiği nesnelerle, bedenî hâl ve hareketleriyle ve yerine getirmeye çalıştığı ibadet ü taatle hem cesedine ve hem de ruhuna hizmet eder. Ağzına aldığı bir lokma zâhiren midesine gitse de onun da ruh üzerinde bir kısım tesirlerinin olduğu muhakkaktır. Yaptığı bedenî hareketler, vücutta maddî olarak bazı tesirler oluşturduğu gibi, bunların ruhta da değişik tesirleri söz konusudur.

İnsanın ferdî hayatının geliştirilmesi ve olgunlaştırılmasında riyazatın pek mühim bir yeri vardır. Bu da ancak oruçla olur. Bu itibarla orucun bir mânâsı da, ruhun riyazatı ve cesedin perhizi demektir. Sık sık oruca müracaat edildiği ölçüde, onun vicdanda hâsıl edeceği güzellik ve faziletler açık bir şekilde müşahede edilebilir. Midede fânî olan ve tamamen ceset kesilen ve her zaman, her yerde midesini düşünen bir insanda temiz bir ruh ve saf bir kalbin bulunmasına ihtimal verilemez. Böyle birisinin yaptığı şey, yeme, içme, def i tabiîde bulunma, yani çeşitli nimetleri alma ve aldığı şeyleri de şükürsüz bir nankör olarak itlaf etmeden ibarettir. İşte oruç, insana bunun böyle olmaması gerektiğini hatırlatır.

 

Oruç Ahkâmının Tedriciliği

İslâm dininin ahkâmının birçoğu tedrici olarak inmiştir. Yani tek seferde değil, merhale merhale gelmiştir. Böylece insanların onu kabulü kolaylaşmış ve öteden beri alışageldikleri âdetlerden daha kolay vazgeçebilmişlerdir. İşte bu şekilde tedrici olarak gelen emirlerden biri de oruçtur. Muaz İbn Cebel (radıyallâhu anh) anlatıyor:

Oruç bedeni dinlendirir

Faaliyet içinde olan her makine bir müddet sonra bakıma ve dinlenmeye tâbi tutulmazsa, verimli çalışamaz. Aksine, dinlendirilmediği takdirde ya makine tamamen harap olur ya da ömrü kısalır. Bir talebe, belirli bir süre tedrisat gördükten sonra dinlendirilir. Bir işçi sabahtan akşama kadar çalışabilir, gelir akşamleyin istirahata çekilir. Evet, böyle bir mola ve dinlenme olmadan aynı tempoda çalışma ve hele semereli olma mümkün değildir.

İnsanın vücudu da tıpkı bir fabrika gibi farz edilecekse, onun azaları o fabrikanın aletleri hükmündedir. Oruç ise, vücut fabrikasının dinlenmesine, eskimemesine ve mükemmel bir şekilde çalışmasına en önemli bir vesiledir. Oruçla, vücutta biriken zararlı yağlar, şişmanlık vesilesi fazla etler atılmış ve vücut belli ölçüde tutulmuş olur. Bugün şişmanlıktan dolayı şikâyet eden ve buna çare arayan dünya kadar insan var.. ve bu şişmanlığın kanın deveranına, beynin yavaş çalışmasına sebep olduğu da yine erbabının kabul ettiği gerçeklerden. Bu itibarla, orucu, maddî mânevî hem değişik dertlere çare hem de sevap kazanmanın önemli bir vesilesi saymak mümkündür.

Oruç Çeşitleri

1. Farz Oruçlar

a. Ramazan Orucu

Oruç, İslâm’da mükelleflere yapmaları emredilen önemli ibadetlerden biridir. Ramazan orucu, hicretin ikinci yılı farz kılınmıştır. Hastalık, yolculuk gibi herhangi bir özrü bulunmayan akıl baliğ tüm mü’minlerin Ramazan ayının tamamını oruçlu geçirmeleri farz-ı ayndır, yani her bir mü’minin yapması gereken bir ibadettir.

Oruç şefaat edecektir

Oruç kıyamet günü oruçlu için şefaat edecek ve Cenab‑ı Hakk’a niyazda bulunarak: “Yâ Rabbi! Ben onu gündüzleri yiyip içmekten ve zevklerinden alıkoydum. Bunun için onun hakkındaki şefaatimi kabul buyur.” diyecektir.[1]

[1] Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/174; İbnü’l-Mübârek, ez-Zühd 2/114; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 2/346.

Oruç Vaazı-1 (28 Eylül 1979)

Oruç Vaazı-1 (28 Eylül 1979)

Bu sayfada Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 28 Eylül 1979 tarihinde İzmir Bornova Merkez Camii’nde verdiği “Oruç” konulu vaazı dinleyeceksiniz...

Vaaz

  • Orucun, sabrın bütün çeşitlerini ihtivâ ettiği,
  • "Oruç bana aittir. Onun mükâfatını ben veririm." kudsî hadisinin izahı,
  • "Oruçlunun ağız kokusu Allah katında miskten daha güzeldir." hadisinin izahı,
  • Oruç tutmanın "Allah ahlakıyla ahlaklanın." davetine icabet etme olduğu,
  • Başarıya ulaşmanın maddî ve manevî bir kısım mahrumiyetlere katlanmakla olacağı,
  • "Kıyamet gününün şiddetli azabı dünyada açlık çekenlere dokunmaz." hadisi izahı,
  • Orucun, insanı melekleştiren önemli bir ibadet olduğu,

Hutbe

  • Dünyevî sıkıntılardan korunmanın yolu, Allah'ın bize talim ettiği ölçüler içerisinde yaşamaktan geçtiği,
  • Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem), hanımlarına yaklaşmamaya yemin etmesi (îla hadisesi) gibi konular anlatılıyor.

Bu dosyayı indirmek için tıklayın...

Oruç Vaazı-2 (5 Ekim 1979)

Oruç Vaazı-2 (5 Ekim 1979)

Bu sayfada Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 5 Ekim 1979 tarihinde İzmir Bornova Merkez Camii’nde verdiği “Oruç” konulu vaazı dinleyeceksiniz...

Vaaz

  • Orucun, Allah Teâlâ'nın rızâsını kazanmanın ve gönül dünyasının enginliklerine açılmanın ifâdesi olduğu,
  • Orucun rûhu geliştirdiği ve terbiye ettiği,
  • Oruç ibâdetinin fert, âile ve içtimâî yapı üzerindeki faydaları,
  • "Oruç benim içindir, karşılığını vermek de bana aittir." kudsî hadisinin izâhı,
  • Orucun Hz. Âdem'den (as), Peygamber Efendimiz'e (sallallahu aleyhi ve sellem) uzanan süreçte insanın mükemmelleşmesi için emredilmiş bir ibâdet olduğunun izâhı,
  • Orucun çeşit çeşit nimetleri önümüze sunan Allah Teâlâ'ya karşı şükrün bir ifadesi olduğu,
  • "Eğer şükrederseniz, Ben nimetlerimi daha da artırırım, ama nankörlük ederseniz haberiniz olsun ki azabım pek şiddetlidir!" (İbrâhîm, 14/7) âyetinin izâhı,
  • "Kullarım Ben'i senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da dâvetime icabet etsinler ve Bana hakkıyla inanıp tasdik etsinler ki doğru yolda yürüyerek selâmete ersinler." (Bakara, 2/186) âyetinin izâhı,
  • Mükemmel toplumun kaynaşmasının ve dayanışmasının temellerinden birinin de oruç olduğu,
  • Orucun, insan bedeni ve ruhu üzerindeki faydaları,
  • Orucun disiplinli olmayı öğreten bir terbiye metodu olduğu,
  • Orucun cenneti ve rü'yet-i ilâhiyi kazandırması,

Hutbe

  • Şuurlu müminin, dünya-âhiret dengesini sağlayan kişi olduğu,
  • Dünya nimetlerinden istifadede ölçüyü muhafaza ve Hz. Fatıma (ra) örneği,
  • Rûhi hayatın gelişmesi, ayrıca insandaki fazilet duygularının inkişâf etmesi, dünya ve ahiret dengesinin iyi kurulmasına bağlı olduğu, gibi konuları bulacaksınız.

Bu dosyayı indirmek için tıklayın...

Oruç Vaazı-3 (12 Ekim 1979)

Oruç Vaazı-3 (12 Ekim 1979)

Bu sayfada Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 12 Ekim 1979 tarihinde İzmir Bornova Merkez Camii’nde verdiği “Oruç” konulu vaazı seyredeceksiniz...

Vaaz

  • Allah Teâlâ ile irtibâtı kuvvetli olan bir insanın hayatında eksik bir durum olmayacağı,
  • "Onlar teheccüd namazı kılmak için yataklarından kalkar, cezalandırmasından endişe ederek, rahmetinden ümid içinde Rab'lerine dua edip yalvarırlar ve kendilerine nasib ettiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar." (Secde, 32/16) âyetinin izâhı,
  • Varlık içinde mahrûmiyeti yaşamanın ebedî saadeti netice vereceği,
  • Oruç ibâdetinin, ferdin Allah katında ulvî makamlara yükselmesine vesile olduğu,
  • "Ey gençler topluluğu! İçinizde evlenmeye güç yetiren evlensin. Bunu yapamayanlar da vakti gelinceye kadar oruç tutsun. Oruç onun için bir kalkandır." hadîs-i şerîfinin izâhı,
  • İbâdette denge ve Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda Ashâb-ı Kirâm Efendilerimizi (ra) îkâzı,
  • Orucun insanlık için va'd ettiği güzellikler,
  • Orucun koruyucu hekimlik açısından önemi,
  • "Fakir müminler, zengin müminlerden daha evvel cennete girecekler..." hadîs-i şerifinin izâhı,
  • Müminin hayatında kanaat ve iktisadın önemi,
  • Oburluğun, maddî-mânevî hastalıkların kaynağı olması,
  • Hz. Ebû Bekir'in (ra) iftar sofrasında yaşadığı ibretli bir hâdise,
  • İktisâdın yümün ve bereket getireceği,
  • Orucun sağlık açısından faydalarının tıbbî araştırmalarla ispat edildiği, gibi bir çok konuyu bulacaksınız.

Hutbe

  • Beden-rûh münasebeti,
  • Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah Teâlâ'nın "Melik nebî mi, kul nebi mi, olmak istiyor?" sorusuna verdiği cevabı bulacaksınız.

Bu dosyayı indirmek için tıklayın...

Telif Hakkı © 2022 Fethullah Gülen Web Sitesi. Blue Dome Press. Bu sitedeki materyallerin her hakkı mahfuzdur.
fgulen.com, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin resmî sitesidir.