Geçmişteki Evlerin Maddi ve Manevi Özellikleri
İçiyle-dışıyla ve içindeki sâkinleriyle bizim evlerimiz, dünyâ evlerinin en insanîsi, en ferah-fezâsı, en mukaddesi ve ukbâ düşüncesine en açık olanıydı. İnsan ona dikkatle bakınca, hemen her zaman çehresinde Cennet köşklerini, içinde Cennet hurilerini ve onun sonsuzla bütünleşen ruhânî ikliminde ebediyetleri görebilirdi.
Işığını ötelerden alan, gölgesini ipek tüller gibi başlarımıza salan ve uhrevî güzellikleriyle sanki, fildişinden, inciden, mercandan, billûrdan, sadeften yapılmış.. sırmadan, atlastan, ipekten, şaldan, bürümcükten örülmüş göz kamaştıran aksesuarıyla, sultanî kasırlar gibi olan bizim evlerimiz, öyle derin, öyle baygın bir görünüşleri vardı ki, âdetâ kendileri de kendi güzelliklerine büyülenmiş gibi görünürlerdi.
Dünyâya açılan selâmlıklarıyla; sarayları, yalıları, hayatı, dünyevî zevkleri, mabedi ve mektebi; haremleriyle de Cennet köşklerini, Cennet köşelerini, tekyeleri, zâviyeleri hatırlatan bu sıcak yuvaların, insan ruhuyla uyuşup bütünleşmeleri o kadar mükemmel, o kadar manâlı idi ki, onun içinde yaşayanlar, geçmişin, geleceğin şiirini birden dinler ve ölümsüzlük düşüncesinin gönüllerine sindiğini duyarlardı.
Hemen her ev, iç ve dış aksesuarıyla geçmiş zamanın belli bir dilimini, tarihin belli bir parçasını temsil eder ve her köşesinde âdetâ değişik şekillerde, mâzinin kalbinin attığı duyulurdu. Onların harîmine girince bazen, elinde meşâle dünyânın dört bir yanına aydınlık götüren ışık süvarilerinin "hay-hû"yu, bazen ilim ve düşünce mevkiblerinin , rûhumuzun derinliklerine kadar inen uyarıcı sesleri, bazen de mehterle coşmuş gürül gürül bir fetih ordusunun gönüllere ürperti salan tok nağmeleri kulaklara çarpar gibi olurdu. Çocukların dupduru dünyalarından yükselen çığlıklar; gençlerin gençliklerinden köpüren ümit ve neşeler; olgunların duygu ve düşüncelerinden fışkıran ebed duygusu, yüksek mefkûre, ilim aşkı gibi ledünnî değerler; yaşlıların uhrevîleşen ikliminde sık sık duyulan füsunlu söyleyiş, manâlı edâ ve îmâlı susuşlarla bizim evlerimiz, o kadar canlı, o kadar derin ve o kadar şefkatli idiler ki, insan onların sokaklarında kendini, Cennet’e uzanan kaldırımlardan birinde yürüyor gibi hisseder ve bir adım daha atsa hemen oraya ulaşacağını sanırdı...
Bu yuvalar, içleriyle-dışlarıyla, gece-gündüz hemen her zaman, o kadar aydınlık ve çarpıcı idi ki, onların semtinden geçen veya diz çöküp harimlerinde bir teşehhüt miktarı oturan herkes, büyülenir, az-çok bir değişikliğe uğrar; uyanan hisleriyle kalbinin pencerelerinden bir şeyler görüp sezmeye başlar ve anlayıp hissettikleriyle âdetâ bir başka buuda ulaşmış gibi olurdu...
- tarihinde hazırlandı.