Geçmişte Tabiat Güzellikleri

Ve hele bir zamanlar bu meşher ve bu kitap, rüyâlara sığmayacak kadar baş döndürücü, hülyâları avlamak için kurulmuş tıpkı bir tuzak... Yelkenlerini aşk ve muhabbet iklimine açmış muhteşem bir gemi ve ışıktan parmaklarıyla öteleri gösteren binbir kandilli bir âvize gibiydi. Zümrütten tepeleri, üfül üfül vâdileri, içinde binler-yüzbinler canlının oynaştığı, kaynaştığı ormanları, Cennet bahçelerini hatırlatan bağları, bostanları; cıvıl cıvıl kuşları, çığlık çığlık böcekleri, gökten akıp gelen rahmet ve bereketi, bu rahmet ve berekete karşı, yeryüzünde, temiz sînelerden fışkırıp semâlara doğru yükselen hamd ü senâlarıyla uhrevî âlemin bir kıyısını teşkil ediyordu...

Evet, tabiatı bu şekilde duyan, hisseden gönüller, Kudret Eli’nin onun bağrından fışkırttığı ses, nağme, tad, koku ve güzelliklerin tiryâkisi gibi, onları görmeden, tatmadan, onlarla söyleşip konuşmadan edemezlerdi. Edemezlerdi, zirâ onlarla öyle hemhâl olmuşlardı ki; nasıl nefîs bir yiyecek ve içecek karşısında tükrük bezlerimiz harekete geçer; nasıl neyi görünce, gayr-i ihtiyari bir şeyler mırıldanırız... Öyle de, onun mütâlaasıyla sermest bu temiz ruhlar, ona her bakışta, ötelere ait farklı şeyler hisseder, farklı şeyler duyar ve hep ürperirlerdi.